Home / RÖPORTAJ  / Tasarım Şövalyeleri Vol.2

Tasarım Şövalyeleri Vol.2

Istanbul Jewelry Show Ekim fuarı boyunca Designer Market’te söyleşiler yaptık. Sektörü irdeledik; tasarımcılara söz verdik.

Kimi çizim yapıyor kimi atölyelerde o çizimleri işliyor. Sonuçta hepsinin ortak noktası tasarım… Aslında en temel sorunun peşine düştük: Sektörde tasarıma ve tasarımcıya bakış…

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Evren Şengüler (Tasarımcı): 8 yıldır profesyonel anlamda mücevher tasarımcısıyım. 18 yıldır takıyla ilgileniyorum. Şu an çiziyorum. 3 ayrı firmada çalıştım; şu an freelance olarak çalışıyorum. Müşterilerin taleplerine göre yol çiziyorum.

 

Sektörde tasarımcıların karşılaştıkları zorluklar nelerdir?

Tasarımı talep eden üretici ile tasarımcı arasındaki diyalog sıkıntısı… Bu iki taraflı bir şey. Tek başına tasarımcılar haklı diyemem.

 

Tasarımcının ben sadece çizerim diğer kısımlarla ilgilenmem deme lüksü var mıdır?

Bir tasarımcının vizyon sahibi olması ve trendleri takip etmesi gerekiyor. Gerçekten tasarımın ölçülendirilmesinden tutun da piyasaya uygun tasarım çıkarabilmesi için birçok bilgiye sahip olması gerek. Üretim aşamasında, kalıbın çıkma sürecinde çok iyi ifade etmesi gerekiyor ki tasarımı karşı taraf üretebilsin ve son alıcıya gidebilsin.

 

Tasarımcı profili nasıl olmalı, neler yapmalı?

Bir tasarımcı olarak işin içinde aktif olursa tam olarak istediği şey ortaya çıkar sonuçta. Tasarımın hikayeleştirilmesi çok önemli. Son alıcıya gidene kadar bir hikayeyle sunulduğunda bir konsept olarak daha etkili satışlar elde edilebilir. İki taraflı sağlıklı bir diyaloğa öncelik verilmeli. Üretici tasarımı bilmiyor olabilir; ama onun da bir vizyonunun olması gerekiyor.

Tasarımcının ruhen beslenmesi lazım. Tasarımcı gezmeli, okumalı. Her şeyi takip etmeli, kafasını dinlemeli. Firmaların belirli kuralları var, o kurallar çerçevesinde beklentileri oluyor. Tasarımcının da iç disiplininin yüksek olması gerek ki o da üreticiyi suistimal etmesin.

 

Özgünlük konusunda ne düşünüyorsunuz?

Üretici fazla riske girmek istemiyor. Tutan bir şeyin benzerini istemesi hakkı; çünkü satıyor. Bu sefer her yerde aynı ürünler. Kaç insan aynı şeyi almak ister ki? Bizler sıfırdan bir şey yarattığımızda da onu denemek bile bir maliyet. Üretici bu riske girmek istemediği için özgünlük noktasında tıkanma oluyor.

 

Designer Market’ten memnun musunuz?

Çok memnunum; hatta geç bile kalınmış. Böyle bir yere bütün tasarımcıların ihtiyacı vardı. Böylelikle insanlara ulaşabiliyoruz. Türkiye’deki tasarım dünyasına katkısı olduğunu düşünüyorum. Tasarımımızı ne kadar geliştirebilirsek sektörel anlamda dünyada o kadar önemli yer edinebiliriz. Tasarım bu işin ana maddesi. Değer yaratan şey tasarımdır.

 

Yarışmalar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Ben de yarışmalarda başarılar kazanmış birisiyim. Yarışmalar tasarımcıların kendilerini gösterebilmeleri için bir fırsat. Yarışmalar kesinlikle olmalı. Önemli olan derece değil; tasarım süreci. Sıfırdan sonuna kadar özgür olabildiğimiz belki de tek alan yarışmalar. Ticari kaygı olmadığı için estetiği ön plana çıkarabiliyoruz. Yarışmalar insanı geliştirir. Firmalarda bile bu kadar verimli bir yaratım süreci olmayabiliyor.

 

Mücevher ve takı tasarımcıları tanışma topluluğu adında bir grup açtım 3 yıl önce. Çünkü ben İstanbul’a tasarımcıların birbirini tanıdığı, herkesin iletişim içerisinde olduğu umuduyla geldim. Ama bir baktım ki kimse birbirini bilmiyor. Şurada bile kimseyi tanımıyorum. Ama bu grup sayesinde birçok tasarımcıyı tanıdım sohbetler ettim. İş verenlerle de iletişime geçilebiliyor. Örneğin kimseyi tanımayan bir öğrenci, bu grupta ilan vererek uyum sağlayabileceği insanlarla buluşabiliyor.

 

Ne kadar bilinçlenirsek o kadar güzel şeyler olacak.

Neler yapıyorsunuz?

Garo Minasyan (Tasarımcı): 35 senedir mesleğin içerisindeyim. 11 yaşında girdim; baba mesleği… Eğitim almadım, kendi kendimi yetiştirdim. Ana mesleğimiz sadekarlık. Bireysel olarak firmalara çalışmıyorum.

 

Designer Market’ten memnun musunuz?

Faydalı bir organizasyon. Çok küçük bir bütçeyle katılıp ürünlerinizi gösterebiliyorsunuz. Her zaman olmalı ve olunması gereken bir yer; eğer farklı ürünler yapıyorsanız. Gerçekten güzel tasarım yapan arkadaşlar var. Fakat bütçeleri olmadığı için kendilerini gösteremiyorlar. Bu tip organizasyonlar, “Biz de buradayız!” demek için faydalı.

 

Sektörde tasarımcılara bakış nasıl?

Hak ettiğimiz değeri bulamıyoruz. Bunun için de yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Adım atmaya çalışanlar yarım adımda kaldı. 100 tasarımcıdan anca 10 tanesi bir yere gelebiliyor. Ne kadar iyi olursan ol, şansın ve kısmetin de olmalı.

 

Çizim yapanların cila, mıhlama gibi işin mutfağını bilmesi gerekiyor mu sizce?

Bence gerekiyor. İyi bir tasarım için mutfağı bilmesi gerek. Yaptığı tasarımda işleyiş aşamalarını bilirse daha avantajlı olur. Dışarıdan tasarım satın alıp üretmeye çalışanlar var. Fakat aldıkları tasarımı üretirlerken sıkıntı yaşayıp, bazı değişiklikler yapmaları gerekiyor.

 

Makineleşmeye karşı duruşunuz nasıl?

Makineleşmeyi engellemek imkansız. Sanatın da makineleşmesi zaten imkansız. Çünkü bu doğallığı elde edemezsiniz.

 

Çırak yetiştiriyor musunuz?

Çırak, kalfa, usta ilişkisi kayboldu. Uzun yıllardır çırak bulamıyoruz. Çıraklık daha küçük yaşlarda başlaması gereken, zor bir süreç. Buna uygun kimse çıkmıyor.

 

Pazar bulabiliyor musunuz, bunun için neler yapıyorsunuz?

Yaptığım işi seviyorum. Son yıllardaki sıkıntılar bizi maddi açılardan zorluyor ama bir şekilde devam edebiliyoruz. Marka olmaya çalışıyoruz. Bu yüzden nihai kullanıcıya ulaşmaya çalışıyorum.

 

Ticari zeka ve tasarım örtüşmüyor. Pazarlama, reklam başlı başına bir sektör. Farklı becerileri ve birikimlerinizi olması gerek. Doğru Pr bulmak ve ona bütçe ayırmak önemli.

 

Pr çalışması çok önemli. Pr çalışması yaptırmak da büyük bütçeler gerekiyor. Bugün piyasada etraftan topladığı tasarımlarla Pr çalışmalarıyla marka yaratmaya çalışan birçok firma var.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Alber Simpatyan (Tasarımcı-Mıhlayıcı): 40 yaşındayım; 10 yaşımdan beri bu işi yapıyorum. Çıraklıktan yetiştim. Asıl işim mıhlama. Ama mıhlamayla kalmadım; A’dan Z’ye sade bölümü, taş alım satımı vs. derken, kendimi geliştirdim. Mıhlayıcı olarak kalsaydım bu seviyeye gelemezdim. Çünkü mıhlayıcı olarak kapalı bir kutuda çalışıyorsun. Bu da insanın ufkunu kapatıyor.

 

Bir dükkanım var. Pırlantalar atölyesi adında, mutlu mesut, ticareti düşünmeden sanat yapmaya çalışıyoruz. Mutlu olmak, keyif almak gerek ki güzel iş çıkarabilesin. İnsanların maddi sıkıntıdan çıkıp bu işi keyifle yapması lazım.

 

Sanatınız/Zanaatınız sizce ederini buluyor mu?

Doğru insanlarla çalışıyorum. Ama genel anlamda çok fazla insan hak ettiğini alamıyor. Çünkü büyük firmalar ruhsuz bir şekilde sadece ticarete baktıkları için insanları ezip daha az para veriyorlar. Ticarete dökülünce iş, sanat kayboldu.

 

Çok büyük firmalara kraliyet ailelerine kadar tasarımlarım gitti ama beni tanıyan yok. Bu sebepten dolayı ön plana çıkıp kendi işlerimi satmak istiyorum.

 

Ben Ermeni ustalarda son nesilim. Ustalığıma da güveniyorum ve artık başkaları için yapmak istemiyorum. Kendim için yapacağım ve kendim satacağım. Değerini bilenler alacak.

 

Artık Ermeni ustalarımız da küsüyor, teker teker terk ediyor çarşıyı. Dolayısıyla yeni çıraklar da yetişmiyor. Ne düşünüyorsunuz?

Gelecekte bu meslekte sanat anlamında umut görmüyorum. Belki 30 tane yanımdan çıkan insan varsa, belki bir tanesi bu işi yapıyor. Yeni insanlar artık yetişmiyor. Büyüklerimiz çocuklarını hep üniversitede okutuyor. Sanat kayboluyor! Aslında burası farklı bir okul.

 

Para kazanamadığı ve çocukları yetişmediği için eski ustalar da hep çekildi. Bu iş sonradan öğrenilmez. Küçük yaşta sindire sindire öğrenilmeli. Bu iş okulda öğrenilecek bir iş değil.

 

Gerçek bir usta karşındaki kişinin gözüne baktığında o kişide ışık olup olmadığını anlar. Gerçek bir usta herkesle uğraşmaz. Herkes para hırsında olduğu için ben de yeni çıraklar yetiştiremiyorum. Yeni nesilde ayakta kalabilenler çok güzel iş yapacak. Bir an önce kolay para kazanayım istiyorlar. Ama sanat yaparak kolay para kazanılmıyor.

 

Güvenilir çırak bulmak zor. Hem sanatkar olacak hem içinde ruh olacak hem de güvenilir olacak çırak. Aileden o kültürü almış olması gerek.

 

Çok iyi sanat yapman yetmiyor. Hem vizyonun iyi olacak hem para bakımından kaygın olmayacak ki, başarılı olabilesin. Ama bu imkansız değil. Güzel insanlar, güzel çocuklar var. Ama içinde ışık olan insanlar gelsin.

 

Sektörde en çok şikayetçi olduğunuz konu?

Güvenlik konusu. Çek yok, senet yok… Dolandırmaya çok açık. Soygunlar oluyor; duyulmuyor.

 

Burası için ne diyorsunuz?

Burası sanatkarların doğru insanlarla buluşabilmesi için bir avantaj. Ama sabır gerekli. İyiysen muhakkak birileri görecektir seni.

 

Kaliteli işler bitiyor. Artık güzel el işi yapan; çok güzel yerlere gelebilecek. Sadece biraz dayanması gerek.

 

Ben hayallerimi gerçekleştirdim ama çoğu kişi bunu yapamıyor; imkanları yok çünkü.

Röportaj: Gonca Çipe – Enes Aydemir

Değerlendirme
YORUM YOK

Sorry, the comment form is closed at this time.