Home / Vitrin Mühendsliği  / Bir De Makyajı Silsek

Bir De Makyajı Silsek

Ürünün müşteriyle ilk buluşması vitrinlerde gerçekleşir. Müşterinin dükkan ya da mağazaya ilk adımını atmasını sağlayacak vitrinlerde; yapılan yanlışlar, olması gerekenler ve sektöre ufak da olsa ışık tutacak tavsiyeler bu röportajda…

Vitrin… Öncelikle üretiminizi, tasarımınızı ve hatta markanızı müşteriye sunduğunuz büyük bir tabla… Bir de tabi satış personelinin kalifiye olması. Tüm bunların birleşkesi değil midir vitrin? Türk Kuyumculuk sektöründe bu ne kadar doğru uygulanıyor ya da anlaşılıyor, orası da ayrı bir tartışma konusu. Bu denli önemli ve bir okadar da hassas olan bu konu hakkında Eylül tasarımın kurucusu Tarık Ergünsoy ile görüştük…

Eylül Tasarım desek?

Bu yıl 20’inci yaşını kutladığımız Eylül Tasarım’da, kuyumcuların ve mücevhercilerin vitrinlerinin tasarımını ve imalatını yapmaktayız. Yaptıkları ürünlerin kalitesini yansıtabilecek ‘en uygun vitrin’ tanımının peşinden koşmaktayız hep…

 

Vitrin tasarımında trendler, kullanılan ve tercih edilen malzemeler nelerdir?

Son 5 yıldır büyük değişkenlik gösteriyor. Takıların değişmesiyle beraber sergileme elemanlarımız da değişiyor. Çok farklı takı çeşitleri var; dolayısıyla o takı çeşitlerine göre biz de yeni tasarımlar yapıyoruz. Daha önce böyle değildi. Daha standart vitrinler vardı. Şimdi öyle değil.

 

Tamamen el emeği ile yapıyoruz. Malzeme konusu sınırsız. Kullanabileceğimiz malzemelerin sonu yok. Ana malzeme olarak plastik ve orman ürünleri. Plastik kalıplara dökülerek seri üretimler de yapılabiliyor; fakat çok fazla tercih edilmiyor.

 

Dünyada ne kadar fabrikasyon gelişse de el işi ve kişiye özgü tasarım asla bitmez. Dolayısıyla fabrikasyonu bırakıp daha kişiye, yöreye ve bölgeye özgü işler yapmaya başladılar. Tasarımı lokasyon bile etkiliyor artık. Aynı markanın farklı bölgelerdeki hedef kitlesine göre farklı tasarımları olabiliyor. Dolayısıyla bizim de bölgeye göre tasarımlar yapmamız gerekiyor.

Sürekli kendini yenilemek zorundasın. Bir anlamda zorluyor tabi ki; ama işini severek yaptığında sorun olmuyor.

 

Sonu olmayan bir üretim aşaması… Çok keyifli bir iş. Henüz fabrikasyon aşamasında değil; gelişiyor, yavaş yavaş oraya doğru gidiyor. Ama bu sefer de takı dünyası değişiyor.

 

Tasarım yapılırken sizin önerileriniz mi, yoksa müşterilerininki mi daha doğru bir iş ortaya koyuyor?

Sadece bizim dediğimiz doğru ya da yanlış demekle olmuyor. Bazen bizim açımızdan yanlış gibi görünen tercihler onlar açısından doğru olabiliyor. Çünkü hitap ettiği hedef kitleyi en iyi onlar biliyor. Dışarıdan yaptığımız tasarım yanlış görünebilse de esasen satıcı için doğru tercih olabiliyor.

 

Bizden beklentiler çok basit aslında; daha iyi ve farklı ben gözükeyim. En başta ürünün kalitesini vurgulayabilecek vitrinler talep ediliyor; ilk hedefimiz bu oluyor tabi…

Vitrinlerde yapılan en büyük yanlış ne? Nasıl bir vitrin dikkat çeker?

Tam olarak yanlış olarak nitelemek istemem. Vitrin bakarken içeriden göründüğümü bilmek beni rahatsız eder. Aynı şekilde alışverişimi yaparken dışarıdan da görünmek istemem. Tam kapalı olmamalı tabi… Transparan bir uygulama iyi duruyor. Bir de ışık çok önemli. Son zamanlarda çok sık rastladığım bir uygulama var; yeni çıkan ve sanki çok doğruymuş gibi neredeyse her vitrinde uygulanan… Şu yanıp sönen, yetmezmiş gibi bir de dönen ledler var. Firmanın ya da markanın duruşunu hafifletiyor gibi geliyor. Ürünün de değerini düşürerek daha çok bujiteriye döndürdüğünü düşünüyorum.

 

Siz büyük giyim markalarına da hizmet veriyorsunuz. Farklılıkları değerlendirir misiniz?

Büyük giyim mağazalarına göre genel mücevher mağaza vitrinleri tabi ki farklılık arz ediyor. Öncelikle birine sadece mücevher almak icin gidiyor ve o bilinçle satin alma eylemine geçiyorsunuz. Giyim mağazalarında durum öyle değil. Önce genel giyim ve aksesuar ihtiyaçlarınızı alıyorsunuz. Sonra aldıklarınıza uygun bir takıyı, satıcının da etkisi altında o standa yöneliyorsunuz. Bir de bu mağazalarda takı ve mücevherlerin sunumları ürünlerin en güzel ve yeni oluşlarıyla değil, değer skalası uzerinden sunuluyor olması dikkat çekici bir ayırım. Yani bir kuyum ya da mücevher mağazasında yeni ve en pahalı ürün hemen vitrinin en önüne konarak, güzel ama ucuz olabileceği algısı oluşturuyor. Alt beynimizin bize verdiği, hemen ulaşılabilirlik komutu…

 

Yurt dışı ile karşılaştırdığınızda vitrinlerimizi ne dersiniz?

Güzel soru… Ama nasıl cevaplarım, karmaşığım bu konuda. Vitrinler her coğrafyaya göre değişiyor tabi. Yani Urfa’daki bir kuyum mağazasıyla İstanbul mağazasını karşılaştırmak doğru değil. Ya da bir İran’daki vitrinle Avrupadaki vitrin karşılaştırılmamalı.

 

Ben biraz Avrupacıyım galiba… Oradaki mağaza ve vitrinler bir ürün satın alırken kendimi özel hissettirir düzeyde. Bizde de 3,5 marka var bu çizgide yürüyen. Dünyanın bildiği Kapalı Çarsıyı bir gezin. İyi markaların şubelerinin vitrinleri gibi başarılı ve stili olan bireysel mağazalar da var; bir çoğunun güzel denebilecek vitrinleri var. Ama… Mağazanın giriş kapısında bedeninin yarısı içeride yarısı dışarıda olacak şekilde kapıya yaslanmış; saçlar taralı, sakal çevrilmiş, günümüz modası bir beden küçük pantalon giyilmiş, elde telefonla meşgul olurken o yüksek karizması ile göz ucuyla etrafı kesmeyi de ihmal etmeyen bir satıcı profili. Nerede kaldı vitrinin güzelliği, ışığı, en gözde ürünlerin bulunması… En büyük farklardan biri de bu, diyebilirim.

 

Sektördekilerden beklentileriniz, tavsiyeleriniz var mı?

Beş yıl önce sorsaydınız bu soruya, ‘Evet tabi ki var’ derdim. Şimdi ise ‘hayır’ diyorum. Çünkü beklenti, beklediklerimizle oluşuyor. Bizler hizmet verdiğimiz sektörün, hem kendini hem de ürünlerini geliştirme ve çeşitlendirmelerine göre şekil alıyoruz. Bu çeşitlilik az olunca bizler de bir nevi kendimizi tekrarlıyoruz diyebilirim. Şöyle bir mağaza zincirlerine dönüp bakın. Vitrinleri renk dışında aynı. Ve bir çaba olmadığını da görüyorum. O yüzden bir beklentim yok.

 

Fuar hakkında düşünceleriniz nelerdir? Fuarın organizasyon kısmından şikayetleriniz var mı?

Gelmeyin, görmeyin, gitmeyin! Son yıllarda elektronik dünyanın da gelişmesiyle fuarlara bakış açısı eskisi gibi değil. İlgi azalmış durumda. Nihai kullanıcı artık gelmiyor. Her sene daha da boş geçiyor. Biz sadece varlığımızı belli etmek için bulunuyoruz. Çok fazla yeni müşteriyle buluşamıyoruz.

 

20 yıldır fuara geliyorum. Her fuarda ayrı sıkıntılar yaşanıyor. Zaman çok kısıtlı. Bir standı tasarlamak bir ayınızı alıyor; ama burada 48 saat içerisinde kurmanız gerekiyor. Fuara girdiğimiz andan itibaren zaman aksamaları başlıyor. Planladığımız zamanda kuramıyoruz. Oldukça gergin hazırlanıyoruz; bakalım bugün ne sürprizle karşılaşacağız diye bekliyoruz. İçeride güvenlik eksik. Kamera yok. Her defasında bir malınız kayboluyor. Kapıdan girerken kontrol etmek yeterli değil. Bizim içeride güvenliğimiz yok.

 

Bu kadar özenerek kurduğumuz stantları, söküm aşamasında ayrılan zamanın darlığından dolayı kırarak söküp götürmek zorunda kalıyoruz. Tekrar kurabilmeniz imkansız hale geliyor. 500 vidayı 48 saat içerisinde çakmışım, 8 saatte nasıl sökeyim? Kapılarda yığılmalar oluyor. Yine bir gerginlik, bir stres…

 

İnsanların fuarda gördüğü ambalaj, makyaj… Bir de makyajı silsek ardından neler çıkacak?

Röportaj: Enes Aydemir

Değerlendirme
YORUM YOK

Sorry, the comment form is closed at this time.