Opal

” Gökkuşağı Taşı ” olarak da bilinen opalin özellikleri tarih boyunca çok tartışıldığı için, çok kişi bu taşı takmaktan ya da taşımaktan kaçınmıştır. Gevrek dokusu ve değişken renkleri yüzünden, tutarlı bir simge olmaya uygun görülmemiş, sözgelimi sevgililer tarafından takılması sakıncalı bulunmuştur. Gene de, opalin uğursuz bir taş olduğu yolundaki inanışın bütün toplumlar ve uygarlıklarca benimsediği söylenemez. Opal adı, Sanskritçede “değerli taş”, demek olan upala’ dan gelir. Genellikle, güvensizlik duygusuna ve düşmanların kötülüklerine karşı koruyucu olarak takılan opalin, olumsuz duyguları çekip alan, depresyon ve strese iyi gelen bir taş olduğuna inanılır.

Bazıları, opalin göz bozukluklarına karşı etkili olduğunu, gözleri güçlendirdiğini söylerler. Belki de bu yüzden, opale kimi yerlerde Göz Taşı ya da Dünyanın Gözü de denmiştir.

 

Ayrıca, bir İngiliz şiirinde de dile getirildiği gibi, bu taşın insanlara umut verdiğine inanılır:

 

Ekim çocuğu hüzünlere doğar,
Hayat ona durmadan oyun oynar.
Oysa göğsüne bir opal iliştirin,
Umut o saat hüznü yok etsin.

 

Bu karşılık, İskoç romancı ve şair Sir Walter Scott’ un Geierstein’ lı Anne (1829) adlı romanında, kahramanlardan biri üzerinde opal taşıdığı için çok büyük bir talihsizliğe uğrar. Opal de, çelişkili taşlardandır. Bir yandan, bu taşı takanların tüm tehlikelerden korunduğuna inanılır; öte yandan, bu taşın, sahibine lanet getirdiğine, taşıyanın bahtını kararttığına.

ETİKETLER:
Değerlendirme
YORUM YOK