Home / TAŞ  / Değerli Taşların Büyülü Dünyası

Değerli Taşların Büyülü Dünyası

ELMAS

Nisan ayında doğanların doğum taşı sayılan elmas, göz alıcı ışıltısıyla, çok eski çağlardan günümüze, taşların en değerlisi sayılmıştır. Mücevherler dünyasında “sonsuz aşk”ın simgesi; nisan ayında dünyaya gelenlerin doğum taşıdır. Gerçi Marilyn Monroe’ nun üne kavuşturduğu bir şarkıda “kadının en yakın dostu” diye geçer, ama özellikle 11. yüzyıldan sonra erkekler tarafından savaşlarda koruyucu tılsımı olan bir taş olarak görülmüş; taşların en serti olduğundan, ister istemez, yenilmezle özdeşleştirilmiş; en eski Hıristiyan metinlerinde ise Hz. İsa’ yı temsil etmiştir.

Değişik dönemlerde ve değişik toplumlarda, elmasın, hem kadınlar hem de erkekler için deliliğe, başarısızlığa, zayıflığa ve korkaklığa karşı koruyucu özellikler taşıdığına inanılmıştır. Hediye edilen bir elmasın, satın alınan bir elmastan daha güçlü olduğu söylenir. Bu da, bir olasılıkla, aklın ve başarının, güç ve cesaretin satın alınamayacağını söylemenin bir başka yoludur.
Eski çağlarda, elmas takanların, büyücülerden, zehirlerden, vebadan, karabasanlardan, öfkeden korunduğuna inanılırdı. Taşların Kralı diye de adlandırılan elmasın, erkekle kadın arasındaki aşkı güçlendirdiğine inanıldığından, nişan yüzüklerinde elmas öbür taşlara yeğ tutulur. Ancak, elmasın, etkisini ve gücünü sonuna kadar verebilmesi için, bedenin sol yanına takılması ve altın mücevherlerde kullanılması gerektiği düşüncesi egemendi.

Elmas çok değerli bir taş olduğundan, büyüklüğü ölçüsünde gücünün de artacağı düşünülebilir. Oysa, bazı söylencelere göre, çok iri elmaslar uğursuzluk getirdiklerinden, nazarlık olarak takılmamalıdır. Dünyanın en iri elmaslarından bazılarının lanetli olduğuna inanılır. Regent elması, Koh-i Nur elması ve mücevher taciri Jean Baptiste Tavernier’nin Hindistan’dan Fransa’ya getirdiği Hope elması, çeşitli dönemlerdeki sahiplerinin başına felaketler getirmiştir. Dünyanın en büyük mavi elması olarak kabul edilen elmasının yüzyıllar boyu sahiplerine onca uğursuzluk getirmiş olması, belki, bu denli iri elmaslara sahip olacak kadar hırslı kişilerin çoğunlukla felaketle koyun koyuna yaşayan serüvenci insanlar olmalarıyla açıklanabilir.

İNCİ

İnsanlar aşkı tarif etmekte çektikleri zorluğu bu muazzam parıltıyla, inciyle karşılaştıklarında da yaşamışlardı. Tarih öncesi çağlarda insanlar, yiyecek ararken bulmuşlardı inciyi. Mitoloji ve efsanelerde incilerin gizemi tanrıların bir lütfu, hediyesi olarak açıklanmaya çalışıldı ve hep bu şekilde saygı gördü inciler. Dünya üstü bir kuvvet olmasaydı, istiridye gibi basit bir yaratık nasıl bu kadar güzel bir mücevheri yaratabilirdi?

Eski Hint inancına göre şimşeğin ışıkları, tanrısal güçlerle istiridyenin içinde inciye dönüşüyordu. Eski Çin’ de ve Doğu’ da erdemin, gücün ve güzelliğin simgesi olarak benimsenmişti. Pers mitolojisinde ise, ışığın çocuğu, tanrıların gözyaşları olarak tanımlanıyordu inciler. Romalılar ise incinin varoluşunu, Aşk Tanrıçası Venüs’ ün doğumuna bağladılar. Yüzyıllardır inciyle ilgili üretilen efsaneler içinde akıllarda en çok kalan bu oldu. Efsaneye göre, aşk tanrıçası doğduktan sonra parlayarak istiridyenin içinden çıkarken etrafına yaydığı su damlacıkları, göz alıcı bir ışıltıyla inciye dönüştü. İşte aşk ve inci, böyle bir mitolojik öyküde birbirini bütünlüyordu.Osmanlılarda da inci seviliyordu. Hatta sadece takılarda değil, eşyaların süslemesinde de kullanıldı. Ünlü hikayecimiz Ömer Seyfettin’ in “Pembe İncili Kaftan” öyküsü de , Osmanlıların inciye duyduğu tutkuyu ölümsüzleştirmişti.

YAKUT

En değerli taşlardan biri sayılan ve güvercin kanı renginde olan yakut, hükümdarlığı, iktidarı ve tutkuyu simgelediği için “Soyluluk Taşı” diye de bilinir. Kimilerince Mars (Merih) gezegeniyle de özdeşlenen bu taşın çok değişik şeylere, sözgelimi mutsuzluk, kısmetsizlik, kavga, düşman saldırıları, zehirler, akıl hastalıkları, cinsel aşırılıklar, vakitsiz ölümler, sel baskınları ve kasırgalara karşı koruyucu özellikler içerdiğine inanılır.

Kaygı ve kuruntulara karşı da etkili olduğu söylenen yakutun bu tılsımlı özelliği, temmuz ayında doğanların doğum taşıyla ilgili bir şiirde de dile getirilmiştir.
Temmuz sıcağında doğanın gövdesi
Parlak yakutlara benzetilip bezenip süslensin,
Arınıp korunsun tepeden tırnağa
Aşkın kuşkusu ve kuruntusundan.

Burma’ da, olağanüstü güçler yakıştırılan yakut, mücevher olarak kullanılmasının yanı sıra, sahibinin dişlerine ve etine de gömülür; doğrudan doğruya bedene yerleştirilen yakutun, o kişiyi savaşlarda yaralamaktan koruyacağına inanılırdı. Hindistan’ da ise, Değerli Taşların Efendisi diye adlandırılan yakutun, hükümdarı ve ailesini koruduğu inancı egemendi.

SAFİR

“Gökyakut” diye de bilinen safir, tarih boyunca kralların ve hükümdarların kötülük, ihanet ve büyülerden korunmak, düşmanları etkisiz kılabilmek amacıyla takmış oldukları kutsal bir taştır. Aynı zamanda, çok çeşitli hastalıklara, özellikle de göz hastalıklarına iyi geldiği söylenir. Simyacılar, bu taşın panzehir özellikleri taşıdığını söylemişlerdir.
Tıpkı lapis lazuli gibi, safir de gücünü, cenneti ve gökyüzünü temsil ettiğine inanılan mavi renginden alır. Safir, doğruluk ve saflık gibi erdemlerle donatılmıştır; insanların saflıklarını kaybetmemelerini önler. 12. yüzyılda, Papa III. İnnocentius, büyük olasılıkla bu nedenle, tüm kardinallerine safir yüzük takmalarını buyurmuştur.

Yaygın bir inanışa göre, safir nazarlık zihin açıklığı verir, kafa karışıklığını ortadan kaldırır, sinir hastalıklarını iyileştirir. Anonim bir Victoria dönemi şiiri de bunu doğrulamaktadır:

 

Güz yaprakları eylül yeliyle
Savrulurken doğan kızlar,
Akılları uçup gitmesin diye
Alınlarına safirler taksınlar.

 

Bir zamanlar Yıldız Taşı ya da Kader Taşı diye de adlandırılan yıldızlı safirlerin ise, özellikle aşıkları koruyan özel güçler taşıdıklarına inanılırdı.

ZÜMRÜT

Dünyanın en kıymetli taşlarından biri olan Zümrütler mitlerin ve efsanelerin taşıdır. Geçmişte Şeytanın Cennet’den kovulurken alnından düşen taşın ve Kutsal Kadeh ‘deki taşın da Zümrüt olduğu söylenir.

 

Renginin yeşil olması nedeniyle bu taşın yağmur yağdırdığına inanılırdı. Bağışıklık sistemi,sinir sistemi, kalp, ciğer ve böbreği kuvvetlendirdiği bilinir. Beden-ruh-zihin için tonik vazifesi görür ve kuvvetli bir duygusal dengeleyicidir. Bolluk, sevgi, iyilik, sakinlik, denge ve sabır unsurlarını içerir.

 

Zümrüt’e kimi yerlerde “Koşulsuz Aşk Taşı” da denmektedir. Sevgililerin birbirlerine verebilecekleri en iyi armağan olarak görülür. Bazı İslam ülkelerinde Zümrüt’ün var olan koruyucu tılsım gücünü bazı ayetler okunarak daha da güçlendirildiğine de rastlanmıştır. Koç, boğa ve ikizler burçlarının taşıdır.

Değerlendirme
YORUM YOK